Ergenlikte Anlaşılma Problemleri ve Tavsiyeler

0
8
okundu

Ergenlik döneminde bireyin beklentileri

Ergenler, kimse­nin onları anlamadığını düşünürler. En çok da anne babalarının onları anlamadığından yakınırlar. Onları en iyi anlayanlar daha çok arkadaşları olmaktadır. Hatta bazen arkadaşlarının bile ken­dilerini tam olarak anlamadığını düşünüp yalnızlığa çekilebilir­ler.

Peki neden bu türlü bir düşünce, yani anlaşılamama duygusu bu kadar yaygındır?

Bu soruyu sık sık sorup cevabını bulmaya çalışmamız uygun olacaktır. Bu soruya cevap bulmaya çalıştıkça ergen bireyle empati kurulacak ve onları daha iyi anlayabileceğiz.

Ergenlik döneminde birey yaşanan hadiseleri kendi bakış açısından değerlendirmek isteyecektir. Bunun sebebi ise artık özgün ve özgür bir birey olma çabasıdır. Bu sebepten ötürü de bir çok çatışma meydana gelecektir. Özgüven ve kişiliğini bulma sürecinde farklılıklar olmazsa, gencin ayrı bir birey olarak gelişmesi sekteye uğrayabilecektir. Bu nedenle, anne babalara tavsiyemiz, bu ayrılma sürecinin sıkıntılı olmaması için daha çok ortak ve benzer yönlerin ortaya çıkarılması, konuşulması ve paylaşılmasıdır. Geçmişten gelen aile bağlarının burada önemli olduğunu düşünmekteyiz. Aile olarak yaşanmış ve yaşanmakta olan birçok ortak yön bulunmaktadır. Ortak yönlerin arttırılması ve bunların konuşulup paylaşılması, anne baba ile ergen bireyi birbirine yaklaştıracaktır. Ancak ergenlik döneminin söz konusu olduğunu, çocuklarının ayrı yönlerinin ola­bileceğini ve farklılaşmakta olduklarını bilen anne babalar daha az çatışmaya gireceklerdir.

O artık bir çocuk değil

Kabul etmeliyiz ki çocuğunuz artık eski dönemlerdeki çocuk değil. O artık bazı yönleri ile gelişen, değişen ve farklılaşan bir birey olma yolundadır. Farklılıkları ve onun sizden ayrılan dü­şüncelerini büyütmeden çözüme kavuşturmaya çalışın. Unutma­yın ki sizin onunla birçok ortak yönünüz var. En önemlisi, ortak bir geçmişiniz bulunuyor. Bundan sonra da ortak bir gelecek sizi beklemektedir. Bu nedenle çocuğunuzun farklı ve ayrılan yönle­rini zararlı olmadığı müddetçe saygı ile karşılamalısınız. Eğer ço­cuğunuzun farklılaşan yönleri onun için zararlı ise, uygun ileti­şim ve etkileşim ortamında bunu ona anlatmalısınız. Farklılıklar karşısında hemen paniğe ve strese kapılıp yanlış adımlar atmamalısınız. Bu değişimin bir zenginlik ve güzellik olduğunu gör­meye çalışmalısınız.

Çocuklarımız bizim kopyamız değildir

Çocuklarımız bizim kopyamız olsalardı belki de hiçbir sorun yaşanmazdı, ancak onlar bizim kopyamız değiller. Şöyle bir arka­mıza yaslanalım ve çocuklarımızın bizim ile aynı kişiler olduğu­nu düşünelim. Kim bilir ne kadar da sıkıcı olacaktı? Zaten bildiğimiz ve tanıdığımız özelliklerin aynısını yine çevremizde görecektik. Bu nedenle, onların farklılıklarının zenginlik ve güzellik olduğunu unutmayalım. Bu farklılaşma sürecinin olumlu ve güzel özellikler şekline gelmesini sağlamaya çalışalım. Çocuğun birçok olumlu özelliğe sahip olduğunu ve gittikçe daha güzel özellikler kazandığını görmek bütün anne babalar için mutluluk kaynağı olacaktır.

Başka bir neden: Görüş farklılıkları

Kuşaklar arası görüş farklılığı bu dönemde ergenlere anlaşılmadıkları duygusunu tattıran önemli özelliklerden bir tanesidir. Her anne babanın yetiştiği bir kültür ortamı ve çevre şartları vardır. Bu ortam ise geçmişte kalmıştır. Geçmiş yanlış değildir ancak günümüze göre yorumlanmalıdır. Geçmişi günümüze olduğu gibi uyarlamak, yani bizim çocukluğumuzda yaşadığımız şeylerin aynısını kendi çocuğumuza yaşatmaya çalışmak yanlış olur. Ek olarak, çocuklarımızın bizim kendi anne ve babamızdan gördüğümüz davranış şekillerinin aynılarını bizden görmeleri oldukça sıkıntılı bir durum olabilir. Bizim anne ve babamızdan gördüklerimizin ve onlardan aldığımız karakter özelliklerinin tamamının yanlış olduğunu, bunların günümüze uyarlanamayacağını söylemeye çalışmıyorum. Sadece değişen dünya ve toplum şartlarında onlardan gördüklerimizi çocuklarımıza aynen uygulamanın doğru olmadığını düşünüyorum. O dönemde TV belki yoktu, belki hayata bu kadar hakim değildi. Bilgisayar günümüz eğlence araçları, teknoloji imkanları olmadığından o dönemin şartlarında yetişme ve büyüme özellikleri farklıydı. TV’nin gençlerimize ve çocuklarımıza etkisi çok büyük ve önemlidir. Aynı şekilde erişkinlere ve aile içindeki anne babalara etkisi de oldukça büyük boyutlardadır. Bu durumda 30-40 yıl öncesinin bakış açısından bakarak günümüz hakkında yorum yapmak doğru olmayacaktır. Elbette ki değişmeyen değerler ve doğrular vardır, bu değerler insanlık tarihi boyunca değişmeden kalacaktır. Ama değişen çevre şartlarının çocuklarımız üzerindeki etkilerini uzun uzun düşünmeliyiz. Bu durumda çocuklarımızı anlamamız daha kolay hale gelecektir.

Kuşak Çatışması

Kuşak çatışması, insanoğlunun olduğu her yerde ve zamanda yaşanagelmiş bir süreçtir. Kuşaklar arası çatışma normal sınırlar­da sorunları artırmadan yaşanmalıdır. Bu çatışmanın nedenini sorarsanız, hiç kimse birbirinin kopyası değildir. Her bireyin ya­şadığı zaman dilimi, çevre ve kültür ortamı bazı farklılıklar gös­terir. Buna bağlı olarak anlayış, olaylar karşısındaki tepkiler, dü­şünceler de farklı olacaktır. Bu farklılıklar içinde önemli olan etki, yetişme dönemlerinin farklı olmasıdır. Zaman dilimi farklılığı nedeni ile kuşaklar arası çatışmanın yaşanması kaçınılmazdır. Kuşaklar arası çatışmalarda herkes kendince haklı gibi görünmek­tedir. Bir kişiye mavi, bir kişiye kırmızı renkli camları olan göz­lük versek ve ikisinden de etrafta gördüklerini söylemelerini iste­sek, ikisi de ayrı renkler ile dünyaya baktıkları için farklılıkları belirteceklerdir. İkisi de aynı yere bakmaktadır, ama farklı renklerde görmektedirler.

Kuşaklar arası farklı bakış açısı bir ağaca bakış açılan ile örneklendirilebilir. Aynı ağaca iki kişinin farklı yerlerden baktığını düşünelim. Bir kişi bir yanından diğeri öbür yanından bakıyor. Aslında iki kişi aynı yere bakarken, farklı şeyler görüyorlar. Bu durumda ikisi de doğru söylediği halde, arada görüş ve bakış farklılıkları olacaktır.

Kuşak Çatışması: Gökdelen Örneği

Ağaç örneğinin yanı sıra kuşaklar arası çatışmayı gökdelen örneği çok daha iyi anlatır. 90 katlı bir gökdelen dü­şünelim. Bu 90 katlı gökdelenin 85. katında büyükbaba, 40. ka­tında anne ve baba, 15. katında ise ergenliğini yaşamakta olan bir genç bulunuyor. En üstte olan kişi daha geniş bir alanı gördüğü için birçok konuda görüş bildirecektir. Örnek olarak, ileriden yağ­mur bulutlarının geldiğini görebilecek ve 1 saat sonra yağmur ya­ğabilir diyecektir. 40 ve 15. katta bulunan kişiler bu bulutlan gö­remedikleri için, yağmur yağacağını kabullenmeleri zor olabile­cektir. Aslında hepsi kendine göre haklı olabilir. 40. kattaki kişiler de bir yangın görebilecektir. 15. kattaki kişiye bunu söyle­diğinde bu kişi kendisi göremediği için 40. kattaki kişinin söyle­diklerini kabullenmekte zorlanacaktır. Bu durumda herkes doğ­ruyu söylemektedir. Ama herkesin bakış açısı ve bulunduğu konum farklı olduğu için, aslında doğru söylemelerine rağmen yo­rumda farklılıklar oluşmaktadır. Bu nedenle, bir olayı değerlendi­rirken bu olaya karşınızdaki kişinin bakış açısı ile de bakabilme özelliğini çocuklarımıza kazandırmamız gerekir.

Peki ne yapılmalı?

Anlaşılamama duygusu çocuklarımızı kırgınlığa ve yalnızlığa itebilir. Dışlanmışlık psikolojisi oluşturabilir. Bu nedenle genç bi­reyleri anlaşılamamaktan kurtarmak için onlarla diyalog ve iletişimimizi çok iyi boyutlarda tutmamız gerekmektedir. Eğer ara­nızda iyi bir diyalog ve iletişim var ise, o zaman çatışmalar daha az olacaktır. Ve genç birey anlaşılamama duygusunu daha az ta­dacaktır. Hemen şunu belirtmeliyim; genç bireyin anlaşılamama denen olumsuz duyguyu yaşamasına en önemli engel; geçmişten beri gelen ve ortak geçirilen zaman dilimleri ve duygusal payla­şımdır. Anne babası ile duygusal paylaşımı iyi olan çocuklar her zaman için daha mutlu ve huzurlu olacaklardır. Daha az kırılgan­lık ve dışlanmışlık yaşayacaklardır.

Genç bireye anne baba olarak sık sık “Seni anlıyorum,” “Se­nin düşündüğünü biliyorum” gibi sözler söylememelisiniz. Bu size tuhaf gelebilir. Çocuğunuzu anladığınızı ve onun ne düşündüğü­nü bildiğinizi söylüyorsunuz. Fakat onun duygularını belli bir kalıba sokmuş oluyorsunuz. Bunu yapmamalısınız.

Daha çok açık uçlu sorular sormalısınız: “Bu konuda ne hisse­diyorsun?”, “Bu konuda ne düşünüyorsun?”, “Sen bu durumda ne dersin?” Bu türlü açık uçlu sorular çocuğunuzu belli bir kalıba sokmanızı engelleyecektir. Ama gerçekten çocuğunuzu anladığı­nız zaman da ve onun duygularından emin olduğunuz zamanlarda da “Seni anlıyorum, üzgünsün”, “Kırıldığını düşünüyorum” gibi sözler söyleyebilirsiniz. Bu durumda çocuğunuzu gerçekten an­layabildiğinizi gösterme imkânına sahipsiniz. Ama bu kadarla kalmamalı ve onun mutlu ve üzüntülü dönemlerinde yanında olmalı­sınız. Çünkü anlaşılmak ergen birey için her şeydir.

Anlaşılamama duygusu yalnız olan, fazla sosyal irtibatı olma­yan gençlerde daha fazla görülür. Veya çocuğunuz daha çok yal­nız zaman geçiriyor ise o takdirde kendisinin anlaşılamadığını düşünüyor olabilir. Çocuğunuz ile yalnızlığını paylaşmaya çalış­malısınız. Özellikle okulda ve arkadaş ortamında da yalnız za­man geçiren çocuklar gerçekten önemli bir sinyal vermektedirler. Bu sinyal “Beni anlayan kimse yok” şeklinde algılanabilir. Çocuğunuzun sıkıntı ve üzüntülerinden her zaman için tam anlamıyla haberdar olmanız zor olduğu için, bu sinyal karşısında daha dik­katli olmalısınız. Çocuğunuzun uygun arkadaş ortamının bulun­ması, yalnızlık duygusunu daha az yaşamasını sağlar. Buna ek olarak sizin onu anlamadığınız duygusunu yaşadığı dönemde ya­nına gideceği birilerinin bulunmasını sağlayacaktır. Mutlaka çocuklarınız ile ortak zaman geçirmeli, ortak sosyal ve duygusal yönlerinizi bulmalısınız. Yalnız zaman geçirdiği dönemler oldu­ğunda bunu normal karşılamanın, ama bu dönemler çok uzadı­ğında iyi gitmeyen bir şeylerin olduğunu düşünmenin yararı var­dır. Davranışlar bize önemli mesajlar verebilir. Genç bireyin bu türlü davranışsal değişikliklerine vakıf olmak önemlidir.

Anlaşılamama duygusu, insanın başkalarını küçük görmesi ve onları kendisini anlayacak kapasitede bulmamasından da kaynak­lanabilir. Özellikle ergenlik döneminde gençlerin anne babalarını küçük görmeleri söz konusu olabilir. Anne babanın eski dönem­lerde yaşamış, çağın gelişmelerinden haberdar olmayan bireyler olarak görülmesi anlaşılamama düşüncelerini artırır. Bu durumda yapmanız gereken şey, çocuğunuzun bu yanlış düşüncesini onun­la geçirdiğiniz zamanı artırarak gidermeye çalışmanızdır. Ergen birey kendini çok fazla yukarılarda gördüğünde, en ideali uygun iletişim ortamlarında bunun yanlış olduğunu anlatmaktır. Bu an­latım hiçbir zaman nasihat şeklinde olmamalıdır. Çünkü gençler annem babam yine bana nasihat vermeye başladı diye sizin söylediklerinize kapılarını kapatabilirler. Bu nedenle nasihat ortamı ye­rine uygun iletişim ve paylaşım modeli uygulamalısınız.

CEVAP VER

Lütfen yorumunu gir!
Lütfen adınızı girin